Sivas’ta sergileniyor… Milyon yıllık!

Ankara Üniversitesi, California Üniversitesi ve Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nün ortaklaşa yürüttüğü Türkiye’deki Omurgalı Fosil Yataklarının Araştırılması Projesi kapsamında, 1993 yılında Sivas-Ankara kara yolu üzerinde Sıcak Çermik’ten Köklüce’ye, kara yolunun güneyinden Sarıhasan köyüne kadar uzanan oldukça geniş bir alanda fosil yatakları tespit edildi.

AA’nın haberine göre tespitin ardından 2002 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erksin Güleç başkanlığında kazılara başlandı ve 7 yıl süren çalışmalarla fil, gergedan, zürafa, sırtlan, keçi, sığır, domuz başta olmak üzere çeşitli hayvanlara ait yüzlerce fosil gün yüzüne çıkarıldı.

Fosillerden fil ayağının orijinali ile gergedan, zürafa, sırtlan ve başka hayvan fosillerinin maketi, 2009 yılında açılan Sivas Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

Sivas Arkeoloji Müzesi’nde arkeolog olarak görev yapan Özge Derin Çavuşoğlu, fosillerin günümüzden 9-5 milyon yıl öncesine tarihlendirildiğini belirterek, “Bu da jeolojik zamanda ‘genç miyosen çağı’ diye adlandırılıyor” dedi.

DİĞER FOSİLLERİN ORİJİNALLERİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ’NDE İNCELENİYOR

Müzede fosil buluntularından sadece fil ayağının orijinalinin sergilendiğini anlatan Çavuşoğlu, “Fosiller bölgedeki sert çökeller arasında bulunmuştur. Diğerlerinin ise maketleri sergileniyor. Orijinalleri ise incelenmek üzere Ankara Üniversitesi Paleontoloji Bölümü’ne gönderildi” diye konuştu.

Çavuşoğlu, fosillerin o dönemde yaşayan birçok hayvanın çene, diş, boynuz, kafa ve ayak kısımlarını kapsadığını dile getirerek, şöyle devam etti:

“Filin dışında burada gergedan, sığır, zürafa, domuz gibi birçok hayvan fosili çıkıyor. Dolayısıyla araştırmacılar, profesörler bu bilgiler ışığında bölgede milyonlarca yıl öncesinde tropikal iklimin hakim sürdüğü kanısına varıyor. Burada özellikle çene, diş, boynuz ve kafa kısımlarını görüyoruz. Özellikle dişler bize ekolojisi hakkında bilgi veriyor. Sivri ve keskinse etçil olduğuna, yassı ve düzse otçul olduğuna işaret ediyor. Bütün bunlar, günümüz sert karasal iklimiyle kıyasladığımızda söz konusu dönemin çok yumuşak ve yağışlı bir iklime, ormanlık alanlara ve geniş otlaklara sahip olduğunu gösteriyor.”